Gaste Bursa | İnternetteki Haberiniz
Gaste Bursa - Hava Durumu Güneşli
30°C
17°C
Yarın Güneşli
32°C/19°C
Gaste Bursa - Hava Durumu
Sık Kullanılanlara Ekle | Açılış Sayfası Yap | İletişim | Künye
Güncelleme: 01 Ocak 0001 Pazartesi 00:00 TSİ



24 Nisan, Obama ve Hayal Kırıklığı
Prof. Dr. Tayyar Arı
0
Yorum   Yorum Gönder     Metin: A A     Diğer Yazıları    Bookmark and Share
 

Başkan Obama’nın 24 Nisan’daki açıklaması bizim için tam bir hayal kırıklığı olmuştur. Seçim öncesi onlarca vaade rağmen soykırım ifadesini kullanmadığı için başta Amerika’daki Ermeni lobisi olmak üzere diasporayı kızdırmış olsa da açıklamada yer verdiği ağır ifadeler bizim için kabul edilebilir türden değildir. Her ne kadar büyük felaket kavramı ve tamamen yanlış verilere dayanan 1,5 milyon Ermeni’nin katledildiği türünden iddialar her yıl yapılan başkanlık açıklamalarında da tekrar edilen ifadeler olsa da açıklamanın bütününde tek taraflı bir suçlamaya yer verilmesi ve Ermenileri tatmin etme duygusunu fazlaca yansıtması Obama’nın dış politikayı iç politik hesaplara kurban edeceği kaygısının hakim olmasına yol açmıştır. Türkiye gezisi sırasında estirilen pozitif atmosferi maalesef Obama çok kolay harcamıştır. Oysa yeni bir dönemin başladığı konusunda Türkiye’de olumlu bir beklenti hakim olmuştu. Obama Gazze olayları esnasındaki tavrıyla bütün Orta Doğu ve İslam ülkelerini hayal kırıklığına sürüklediği gibi Türkiye’de kendisine umut besleyen kesimleri de hayal kırıklığına uğratmıştır.

ABD’de Ermeni diasporasının varlık nedeninin sözde soykırım olduğu bilinmektedir. Her Kongre döneminde sunulan yasa ve karar tasarılarının kabul edilmesinin yanında her yıl 24 Nisan’da başkanlar tarafından yapılacak açıklamalarda 1915 olaylarının soykırım olarak kabul edilmesi için yoğun bir baskı söz konusu olmaktadır. Amerika’daki gerek Başkan adayları gerekse senatör ve milletvekilleri de Ermeni oylarını almak için seçim öncesinde bol bol vaatlerde bulunurlar. Bütün bunlara rağmen 2000 yılına kadar Ermenilerin soykırım konusunda Kongre’ye sundukları karar ve yasa tasarılarının alt komitelerden bile geçmesi söz konusu olmamıştır. Burada şüphesiz Türk-Amerikan ilişkileri ve Türkiye’nin bölgedeki rolü Amerikalı siyasetçilerin kararlarında etkili olmuştur. İlk defa 2000 yılında Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nde yapılan oylamada 596 sayılı karar tasarısı 21’e 24 oyla kabul edilmiştir. Ancak Türk lobisinin yoğun çabaları ve Clinton yönetiminin girişimleri sonucunda Temsilciler Meclisi Başkanı Cumhuriyetçi Hastert tarafından rafa kaldırılmış ve Genel Kurulda oylanması önlenmiştir. Bundan sonra 2003’te benzer girişimlerinden sonuç alamayan Ermeniler tarafından 2005’te sunulan 316 sayılı karar tasarısı da 7’ye 40 oyla dışişleri komitesinden geçmesine rağmen genel kurulun gündemine gelmemiştir. Bu süreçte de Türk lobisinin yoğun çabası ve Bush yönetiminin girişimlerinin etkili olduğu görülmüştür. 2006 seçimlerinde Demokratların Kongre’de çoğunluğu ele geçirmesi ve özellikle Ermeni lobisine yakınlığıyla bilinen Nancy Pelosi’nin Temsilciler Meclisi Başkanı olması Ermenileri ümitlendirmiştir. Ancak 2007’de Temsilciler Meclisinin ilgili komitesinde 21’e 27 oyla kabul edilen 106 sayılı karar tasarısının Genel Kurul’da görüşülmesi yine söz konusu olmamıştır. 226 imzaya ulaşan Ermeniler aslında hedeflerine çok yaklaşmışlardı. Fakat Türkiye ile yaşadığı bütün olumsuz gelişmelere rağmen Amerikan yönetimi Türkiye ile ilişkilerin bozulmasını göze alamamış ve Kongre nezdinde girişimlerde bulanarak Pelosi’nin ilgili tasarıyı Genel Kurulun gündemine getirmesini önlemiştir. Seçim öncesinde daha önce Clinton ve Bush gibi seçilebilmek için Ermenilere büyük vaatlerde bulunan Senatör Obama, Senato’daki oturumlarda Ermeni yanlısı tutumlarıyla da dikkat çeken bir siyasetçiydi. Obama gibi Hillary Clinton da, Başkan Yardımcısı senatör Biden da aslında Ermeni lobisine yakınlığıyla bilinmekteydi.

Dolayısıyla Obama’nın açıklamalarına fazla şaşırmamak gerekir. Seçim öncesinde bir pot kırarak danışmanlıktan alınmasaydı, belki de kendisini Dışişleri Bakanı olarak göreceğimiz Samantha Power gibi akıl hocaları bulunan Obama’nın bu konuda önceki başkanlardan daha ileri gideceği zaten belliydi. 6-7 Nisan 2009’da Türkiye’yi ziyareti esnasında da kişisel görüşlerinin değişmediğini ifade etmişti. Ancak bir politikacın asıl yapması gereken kendi kişisel görüşlerinden ziyade yönettiği ülkenin çıkarları olduğu tüm siyaset bilimcilerin üzerinde hemfikir olduğu bir gerçektir. ABD’nin Başkan Obama ile yeni bir dış politika vizyonu olacağı konusunda önemli işaretler olmasına rağmen Obama’nın kendisini iç politika hesaplarından kurtaramayan sıradan bir siyasetçi izlenimi vermesi büyük talihsizliktir. Obama eğer gerçek bir vizyoner ise daha tutarlı olmak zorundadır. Yapacağı açıklamalarla tarihi yeniden yazmak yerine geleceğe odaklanmalıdır. Yok eğer tarih konusunda bazı kaygıları varsa bu konuda da tarafsız olmak durumundadır.

Amerikalı politikacıların içerde oy kaygısıyla Ermenilere göz kırparken, Türkiye ile ilişkileri bozmamak adına bir denge tutturmaya çalışması yönündeki politika ABD’nin resmi politikasıdır. Özellikle Türkiye ile ilişkiler konusunda her dönemde farklı gerekçelerle de olsa Türkiye’nin konumunun vaz geçilmezliği önemli bir rol oynamaktadır. Uzun Soğuk Savaş yılları boyunca NATO’nun güney kanadının savunması ve Orta Doğu’ya yönelik Sovyet tehlikesinin önlenmesi için hayati öneme sahip bir müttefik olan Türkiye, Soğuk Savaş sonrasında bu defa enerji kaynaklarının güvenliğine ve bölgesel istikrara yapacağı katkılarla yeniden öne çıkmıştır. Türkiye 2003 Martında tezkereyi geçirmeyerek Irak’ın işgalinde Amerikan yönetimine destek vermemesine rağmen tahmin edildiğinden daha az bir sorunla karşılaşmıştır. Ancak Bush döneminde Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanan gerginlik Bush yönetiminin son zamanlarında önemli ölçüde aşılmışsa da Başkan Obama ile yeni bir dönemin başladığı izlenimi daha ağır basmıştır. Obama yönetimindeki ABD’nin dünya politikasında Türkiye’nin vaz geçilmez bir öneme sahip olduğu anlaşılıyor. Bu önem Türkiye’nin hem Orta Doğu’da hem de İslam dünyasında giderek etkili bir lider haline gelmesinden kaynaklanmaktadır. Türkiye çevresiyle kurduğu pozitif ilişkilerle de dikkat çeken bir ülke haline gelmiştir. Uyguladığı çok yönlü diplomasi ile tüm bölgesel sorunlarda kolaylaştırıcı ve tamamlayıcı bir rol üstlenerek yeni dünyanın şekillenmesinde ve istikrarında ne kadar önemli bir ülke olduğunu ortaya koymuştur. Tüm bu açılardan bakıldığında Orta Doğu’da Kafkaslarda ve Orta Asya’da etkili bir aktör olmaya çalışan ABD’nin Türkiye ile bir çatışmayı göze almaması gerekir. Bunların yanında Türkiye, hem enerji kaynaklarının güvenliği hem de Avrupa’nın Rusya’ya bağımlılığını azaltacak alternatif nakil hatları açısından da öne çıkmaktadır. Sonuçta Obama’nın, bu soruna ilişkin bundan sonraki tavrını belirlerken içerdeki politik hesaplarla hareket edip etmemesi kendi bileceği bir iş; ama Türkiye kendi politikasını oluştururken Obama’nın dünya vizyonundan ziyade kendi Orta Doğu ve dünya vizyonuna bağlı kalmalıdır.


Tüm Yazıları >


Günün Yazarları
Ahmet Tirfil
Magazin Diliyle Referanduma “Hayır” Demek
Azmi Ayyıldız
Yaz Bitti…
Şakir Çalışkan
“Bursa EDP Bugün Evet Yarın Yeni Anayasa” Diyor

Henüz yorum yapılmamış. Yorum yapmak için tıklayınız .

Copyright © 2009 Gaste Bursa
Şu an 100 kişi Gaste Bursa'da.